Daha önce hakkında düşüncelerimi paylaşmış olduğum kitapların Podcast yayını videoları: Bir Gençlik Masalı, Fangirl, Lola ve Komşu Çocuk, Ölümsüz Ece, Matilda, Marslı...

19 Haziran 2016 Pazar

Fahrenheit 451

Fahrenheit 451 – Ray Bradbury
İthaki Yayınları, İstanbul, 2016
Çevirmen: Zerrin Kayalıoğlu, Korkut Kayalıoğlu
Sayfa Sayısı: 248
Özgün Adı: Fahrenheit 451


Öncelikle, bu kitabı 2015 Güz Okuma Şenliği için bana öneren Gentei 君’ye teşekkür ediyorum. Bu kadar uzun bir zaman sonra okuduğum için üzgünüm. 

İnsanların tv şovlarıyla uyutulduğu, kitap okuyan ve evinde bulunduranların cezalandırıldığı bir gelecekte itfaiyecilik yapan Guy Montag’ın öyküsünü anlatıyor “Fahrenheit 451”. Ray Bradbury’nin en çok bilinen romanı olan Fahrenheit 451, baskıcı bir devlet düzeninin işleyişini anlatırken, kitapların önemini de ortaya koyuyor. 

Kahramanımız Guy Montag, itfaiyecidir. Ancak o dönemde itfaiyeciler artık günümüzdeki gibi yangınları söndürmekle uğraşmamaktadırlar. İtfaiyecilerin tek görevi kitap okuyanların ve evinde bulunduranların kitaplarını yakmaktır.  İtfaiyeciler, kitap okumak ve düşünmenin insanları mutsuzluğa sürüklediğini düşünmektedirler. Bu nedenle de insanlar tv şovlarıyla uyuşturulmakta, aile kavramının önemi yok edilmekte ve yalnızlığa sürüklenmekte, ilaçlarla hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Diğer insanlar gibi, Montag da başlarda kitapları yakmanın gerekli bir şey olduğunu düşünmekte ve yakmanın zevkli bir şey olduğunu düşünmektedir.   

Bir akşam işten evine dönerken 17 yaşındaki komşusu Clarisse ile karşılaşan Montag, kızın düşüncelerinden etkilenir ve onunla sık sık konuşmaya başlar. Zaman geçtikçe, hayatının kötü bir hal aldığını görmeye başlar. Bu aşamadan sonra yaşadığı birkaç olayla birlikte kitapların korkulduğu kadar kötü düşünceler barındırmadığını ve güzelliklerini keşfeder. Ancak bu baskıcı devletin altında, hem de bir itfaiyeciyken kendini ifade edebilmesi hiç de kolay olmaz.

Kitabı okurken, “Kitapsız bir dünya nasıl olurdu?” sorusundan çok; insanların düşünemediği, uyuşturulduğu ve bundan mutlu oldukları bir geleceğin olması beni oldukça ürküttü. Ancak, günümüz insanına baktığımızda, bir bakıma bunu yaşadığımızı da görüyorum. Televizyon, internet, telefon gibi teknolojik aletlere öylesine bağımlı hale geldik ki, gerçekten de bir şeyler okumaya ya da üzerine düşünmeye vakit bulamıyoruz. Düşünmeyen kişileri yönlendirebilmek daha kolay oluyor. Kitapta bunu çok rahat bir şekilde görebiliyoruz. Kitap okumanın ve bulundurmanın zararlarına inandırılmış toplum tv programlarıyla da desteklenerek hiçbir şey düşünmüyor ve düşünmediği için de mutlu.

Distopya türündeki bu kitap, gerçekten de yer yer kötü hissettirdi. Özellikle de aile kavramı üzerine yapılan tanımlamalar oldukça rahatsız ediciydi. Ancak bunun yanında, kitaptaki en önemli konu hiç kuşkusuz kitaplardı. Gerçekten de kitap okumanın suç sayıldığı ve kitapların yakıldığı bu gelecek birçoğumuz için son derece korkunç ve kabullenmesi güç.

Kitabın başında yazarın kitap ile ilgili 1993’te yazmış olduğu bir yazı bulunuyor. Burada, kitabı yazma sürecinden bahseden yazar, kitabı yayınlatma konusunda da oldukça zorluk yaşamış. Çoğu yayınevi, böyle eleştirilerin yapıldığı bir romanı basmak istememiş. Ancak, 1953 yılında Playboy dergisinde bölümler halinde yayınlanmış ve sonradan kitap haline getirilmiş. Aslında kitap, kısa bir öykünün genişletilerek kitap haline getirilmesiyle oluşmuş. Yazar, bu yazısında yazdığı kitabı şu cümleleriyle güzel bir şekilde özetlemiş aslında:

Eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız, değil mi? Eğer dünyanın geniş ekranı basketbolla ve futbolla dolar ve MTV içinde boğulursa, gazyağını ateşlemek veya okuyucu avlamak için Beatty’lere gerek kalmaz. Eğer ön bilgiler okul odalarının çatlakları ve vantilatörleri arasında eriyip yok olursa, bir süre sonra bunları kim bilir veya umursar? (syf. 16-17)

Kitabın arkasında da bilim kurgu yazarı Neil Gaiman’ın yazar ve kitap ile ilgili düşüncelerini kaleme aldığı bir yazı yer alıyor. O da kitap ile ilgili düşüncesini şöyle belirtmiş:

Gençken okuduğumda Fahrenheit 451, bağımsızlık hakkında, kendi üzerine düşünmek hakkında bir kitaba dönüştü. Kitapların değerini bilmek ve kitap kapaklarının altındaki anlaşmazlıkla ilgiliydi. Biz insanların nasıl kitap yakmakla başlayıp insan yakmakla bitirdiğimizle ilgiliydi. (syf. 245)

Farklı bir gelecek üzerine bir şeyler okumak ve üzerine düşünmek isterseniz önerebileceğim bir kitap. Kitap okumayı sevenlerin ise kesinlikle okumak için daha öne çekmelerini istediğim bir kitap.

Ufak bir not: Fahrenheit 451 kitap kağıtlarının yanması için gereken sıcaklık derecesidir. Merak edenler için bizim kullandığımız celcius sistemine çevrilince 232.7778°C oluyor.

***

Aynı zamanda 1966 yılında François Truffaut’un yönetmiş olduğu bir film uyarlaması da bulunuyor. İnternette kitaptaki kurgunun değiştirildiği yazıyordu. Filmi henüz seyretmediğim için bir yorum yapamayacağım. Ancak seyrettikten sonra bu kısmı güncelleyeceğim.

***

Anayasanın dediği gibi, kimse eşit ve özgür doğmamıştır, herkes eşit yapılır. (syf. 95)

Kitaplar bir tür depo gibidir ve biz onlarda unutacağımızdan korktuğumuz şeyleri saklarız. İçlerinde büyülü bir şey yoktur. Büyü, sadece o kitapların anlattıklarındadır, evrenin parçalarını birleştirip bize nasıl elbise gibi sunduklarındadır. (syf. 126-127)

Eğer kaybedecek bir şeyin yoksa, istediğin riske girebilirsin. (syf. 129)

Otları biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır. Otları biçen bir adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçıvan ömür boyu oradadır. (syf. 227)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder