Daha önce hakkında düşüncelerimi paylaşmış olduğum kitapların Podcast yayını videoları: Bir Gençlik Masalı, Fangirl, Lola ve Komşu Çocuk, Ölümsüz Ece, Matilda, Marslı...

18 Mart 2016 Cuma

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu


Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa
Ötüken Neşriyat, İstanbul
Sayfa Sayısı: 120

Uzun hastane koridorlarında bekleyen bir sürü insandan birisi olan kahramanımızın bacağındaki hastalığı ve sevdiği kız için hissettiklerini anlatan bir öyküdür Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Çok sevdiğim kitapların başında gelir. Birçoğumuz kitapla lise sıralarında, genellikle de edebiyat dersi sayesinde tanışıyoruz. Benim tanışmam da böyle olmuştu. Lisede iki, üniversitede bir kez okuduğum bu kitap, kesinlikle hakkındaki övgüleri hak ediyor bence. Kitabı dördüncü okuyuşumdu ancak hiç sıkılmadan okuduğumu söyleyebilirim.

Kitap; bacağında bir rahatsızlığı olan on beş yaşındaki kahramanımız ve uzak bir akrabasının kızı olan on dokuz yaşındaki Nüzhet arasındaki yakınlaşmayı ve kahramanımızın içinde bulunduğu bunalımı anlatıyor. Tüm bunları öyle güzel biçimde anlatıyor ki, gerçekten de kahramanımızın yanında buluyorsunuz kendinizi bir anda. Onun çektiği acılar size çok da uzak kalmıyor. Belki de masum bir aşk acısı ve kurtulması zor bir hastalığı çeken melankolik kahramanı kendime biraz yakın gördüğümden bu denli beğenmişimdir, kim bilir.

Yazar, kahramanın hastaneye her gidişinde hissettiklerini öyle güzel bir cümleyle anlatıyor ki, içinde bulunduğu durumu hemen anlıyorsunuz:
Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm.” (syf. 7)

Kitapta; insanın ruh haliyle ilgili çok iyi tespitler yapılmış. Bir hastanın içten içe umutsuz haykırışları gerçekten de çok güzel yansıtılmış. Peyami Safa’nın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Yazarın bundan başka Fatih Harbiye adlı kitabını okudum bir tek. O da oldukça güzel bir kitaptı. Ancak bir türlü diğer kitaplarını okuyamadım. Araya başka işler, başka kitaplar girdiği için sanırım, böyle oldu.

Kitap sadeleştirilmemiş bir basım ve içinde eskiden kullanılan birçok sözcüğü barındırıyor. Ancak, kitabın arkasına bu kelimelerin günümüzdeki karşılıkları sözlük olarak eklenmiş. Yine de, anlamını bilmediğim bazı sözcüklerin anlamını sözlükte bulamadım. Kitabın diğer baskılarında, günümüzde fazla kullanılmayan bu sözcüklerin tamamının anlamlarını sözlüğe eklerlerse çok daha iyi olur. Eğer Türk Edebiyatı’nın klasikleşmiş bir kitabını okumak istiyorsanız hiç beklemeden okuyun derim. Zaten kısa bir kitap. 

*** 

1985 yılında, TRT, kitabın 4 bölümlük bir dizisini yapmış. Bir ara onu da izleyeceğim, bakalım. 



*** 

Felâketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur. (syf. 12)

Birbirimize açıldıkça kapanıyorduk. Önceleri her şeyimizi birbirimize açık anlatırken, sonraları, beni kendine karşı hayrete düşüren birçok tereddütler ve hesaplar içinde susmaya başladık. Sohbetlerimize ihtiyaç girdi. Zaman geçtikçe, birbirimizi daha çok tanıyacakken, birbirimize karşı yenileşiyorduk. (Bütün bunlar aşka benzer şeylerdir, o vakitler bunu anlamıyordum.) (syf. 27)

Bazan etrafımızda o kadar esrarlı bir hâdise olur ki ince teferruatlarına kadar bunu sezeriz. Fakat hiçbir şey idrak etmeyiz; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh herşeyi anlar, fakat bize anlatmaz, böyle korkunç işaretlerle bizi muammanın derinliklerine atar ve boğar. (syf. 43)

Hakikati seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgâr dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: “Buradayım!’” der. (syf. 51)

Büyük bir hastalık geçirmeyenler, herşeyi anladıklarını iddia edemezler.” (syf. 113)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder