Daha önce hakkında düşüncelerimi paylaşmış olduğum kitapların Podcast yayını videoları: Bir Gençlik Masalı, Fangirl, Lola ve Komşu Çocuk, Ölümsüz Ece, Matilda, Marslı...

24 Haziran 2018 Pazar

En Mavi Göz

En Mavi Göz – Toni Morrison
Sel Yayıncılık, İstanbul, 2017
Çevirmen: Zeynep Baransel
Sayfa Sayısı: 224
Özgün Adı: The Bluest Eye

Toni Morrison'ın yazmış olduğu En Mavi Göz kitabı ile ilgili düşüncelerime Youtube üzerinden ulaşabilirsiniz. Videonun metnini aşağıdan okuyabilirsiniz...
İçimi burkan, okurken kimi yerlerde beni gerçekten zorlayan bir kitap oldu “En Mavi Göz”.

Kitap, 11 yaşındaki Pecola Breedlove’ın başından geçenleri anlatıyor. Pecola, siyahi ve oldukça çirkin bir kız. Kitap, 1940lı yıllarda geçiyor. O dönemin bakış açısına göre güzellik ölçütü olarak beyaz olmak belirlendiğinden, siyahi insanlara çirkin ve işe yaramaz damgası vurulmuş durumda. Bu insanlar, gittikleri yerlerde, dahil oldukları ortamlarda sürekli aşağılanıyorlar. Pecola da toplumun onun için belirlediği güzellik anlayışı nedeniyle kendini bir türlü kabullenemiyor. Bu nedenle, mavi gözleri olursa güzel birisi olacağını ve insanların ona iyi davranacağını düşünüyor.

Kitap, Pecola’nın bu öyküsü etrafında şekillense de gerçekten ağır sayılabilecek birçok konuyu ele alıyor. Bu konular arasında; ırkçılık, çocuk istismarı, ensest ilişki gibi son derece rahatsız edici konular bulunuyor. Zaten kitap, bu konular nedeniyle dönem dönem yasaklanmış.

Kitabın başlangıcında Pecola’nın öz babasının çocuğuna hamile kaldığını öğreniyoruz. Ardından olayın tamamı Pecola ve etrafındakilerin hayatı ile birlikte okuyucuya sunuluyor. Kitaptaki olayların anlatıldığı dönemde siyahi insanlara karşı Amerikan toplumunun bakış açısının acımasız olduğunu görüyoruz. Siyahi insanlara karşı yapılan baskıları okuyoruz.

Pecola’nın ne kadar da talihsiz biri olduğunu düşündüm kitabı okurken. Onun başına gelenler anne ve babasının ilgisizliği, toplumun ona bakışı gibi birçok nedene bağlanabilir. Ancak kitapta Pecola’nın çevresindeki karakterlerin de yaşam öykülerini okuyoruz ve neden Pecola’ya bu şekilde davrandıklarını az çok anlayabiliyoruz. Kitaptaki karakterlerin büyük bir kısmı toplum tarafından kabul görememiş, aile sevgisinden yoksun kalmış, bu baskılanma nedeniyle de başka başka uğraşlara vermişler kendilerini. Örneğin; Pecola’nın annesi Pauline, yaşamının bir döneminde sürekli sinemaya gitmiş, filmlerde rol alan oyunculara özenmiş, onların kusursuzluğunu göre göre kendinde bir aşağılık kompleksi oluşturmuş. Öyle ki, çocuklarını bile tam anlamıyla sevemez hale gelmiş. Aynı şekilde Pecola’nın babası Cholly, henüz dört günlükken annesi tarafından çöpe bırakılmış biri. Onu kurtaran büyük teyzesi Jimmy’nin yanında büyümüş. Yıllar sonra kayıp babasını bulduğunda da işler istediği gibi gitmemiş. Bundan sonra hayatta tek başına kaldığını anlayınca istediği şeyi yapmakta özgür olduğunun farkına vararak canı ne isterse onu yapmış. Ve Pauline ile tanıştıktan sonra da toplumun kabullenmediği bir çift olmuşlar. Elbette tüm bunlar Cholly’nin Pecola’ya tecavüzünü hiçbir şekilde haklı çıkarmıyor. Ancak bu karakterler gerçekten de sorunları olan kişiler ve sorunlarını atlatmak için kendilerince buldukları çözümler de daha büyük sorunları doğuruyor aslında.

Pecola’nın annesi, Pecola’yı sevmek yerine yanlarında çalıştığı ailenin çocuğunu sahipleniyor ve acılarını dindiriyor. Babası ise her şeyden uzaklaşmak için içkiye sığınıyor. Aslında tüm bunlara sebep olan sorunların temelinde toplumun baskısı yer alıyor. Toplum tarafından kabul görememek ve aşağılanmak, tacize uğramak gibi durumlar toplumun ikiyüzlülüğünü gösteriyor bize.

Yazar; kitabın bir bölümünde şöyle bir şey yazmış: “Sevgi asla sevenden daha iyi değildir. Hainler haince sever, aptallar aptalca sever, sert olanlar sertçe sever, zayıflar zayıfça sever ama özgür bir adamın sevgisi hiçbir zaman güvenli değildir. Sevilenin hiçbir kazancı yoktur. Yalnızca seven, sevgisinden bir kazanç elde eder. Sevilen ise sevenin içe dönük düşmanca bakışları altında kırpılır, etkisiz hale gelir, donar.” (syf. 214) Bence bu bölüm kitabın anlatmak istediğini en iyi şekilde veren bölümdü.

Kitap 1970 yılında yayımlanmış. O dönemde de oldukça ses getiren bir kitap olmuş. Günümüzde de ele aldığı konular ile Amerikan edebiyatı için önemli bir eser olarak görülüyor. Ben bu kitapla lise yıllarında tanıştım. İngilizce dersinde sınıf gruplara bölünmüştü, her grup İngiliz ya da Amerikan edebiyatından bir kitabı detaylı olarak inceleyecekti. Bir grup da bu kitabı inceleyecekti. Açıkçası derste bu kitap hakkındaki bilgileri dinlediğimde kitabı mutlaka okumalıyım diye düşündüm. Ancak, bir dönem kitabın baskısının bulunmaması, sahaflarda bulduğumda uçuk fiyatlar istemeleri gibi nedenlerle okumak için beklemek zorunda kaldım. Ancak gerçekten üzerinden uzun zaman geçtikten sonra kitabı okumam daha iyi oldu. Çünkü o yaşlarda kitabı okusaydım muhtemelen hakkıyla okuyamayacak, bazı kısımları yeterince anlayamayacaktım. Bazı kitaplar için belli bir birikim gerek denir ya, bence “En Mavi Göz” kitabı da bunlara dahil edilebilir. Zaten öncelikle ele aldığı konular sebebiyle erken yaşlarda okunmasının kitabın vermek istediği etkiyi düşüreceğini düşünüyorum.

Lisede bu kitabın incelemesini dinlerken, kitabın orijinalinde yazarın kitabın bazı kısımlarında hiçbir noktalama işareti kullanmadığını ve tüm kelimeleri bitişik olarak yazıp okuru zorlamış olduğunu öğrenmiştim. Bunun nedeni ise Pecola’nın çekmiş olduğu acıların az bir kısmını da olsa, okuyucunun da hissetmesiymiş. Benim okuduğum baskıda kitapta noktalama işaretlerinin bulunmadığı, kelimelerin bitişik yazıldığı kısımlar çok fazla olmasa da vardı. Gerçekten de bazen bu kısımları okurken zorlandığımı itiraf etmeliyim.

Kitabın yazarı Toni Morrison, hem Pulitzer hem de Nobel ödüllü bir yazar. Yazdığı konularda genellikle siyahi insanların sorunlarını dile getirmiş. Okurken içinizi burkacak birçok önemli konuya değiniyor ve size birçok şeyi sorgulatıyor. Bu nedenle onun anlatmak istediklerini anlamak, hazmetmek gerçekten bazen sizi zorlayabiliyor. Ancak kesinlikle her okurun hayatının bir döneminde önemli eserler vermiş bu yazarın kitaplarıyla tanışması gerektiğini düşünüyorum.

Cinsellik, ensest ilişki, ırkçılık gibi konuları okumaktan çekinmezseniz ve 1940lı yıllarda siyahi insanların karşılaştığı zorluklar hakkında bir şeyler okumak isterseniz kesinlikle önereceğim bir kitap.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder