Daha önce hakkında düşüncelerimi paylaşmış olduğum kitapların Podcast yayını videoları: Bir Gençlik Masalı, Fangirl, Lola ve Komşu Çocuk, Ölümsüz Ece, Matilda, Marslı...

13 Mayıs 2018 Pazar

Alemdağ'da Var Bir Yılan


Alemdağ’da Var Bir Yılan – Sait Faik ABASIYANIK
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016
Sayfa Sayısı: 125

Alemdağ’da Var Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık’tan okuduğum üçüncü öykü kitabı. Kitapta belli durumlar üzerinde duruluyor. Yazarın ağzından bu öykülerin karakterleriyle muhabbet ediyoruz, düşüncelerini öğreniyoruz, hayat hakkında dersler alıyoruz.

Kitapta 17 farklı kısa öykü yer alıyor. Öykülerin çoğunluğu yazarın diğer kitaplarındaki gibi insanların iç dünyaları ve sıkıntılarını ele alıyor. Ancak bu kitaptaki öykülerde daha çok anlık durumlar anlatılmış. Kitaptaki öykülerden yazarla ilgili birçok bilgiyi de yakalayabiliyorsunuz. 

Kitabın ilk dört öyküsünde Panco karakteri ile ilgili çeşitli durumları okuyoruz. Kalan öyküler ise birbirinden bağımsız verilmiş. Ancak her öyküde; insanlarla, hayatla ilgili çeşitli düşünceler yakalamak olası. Benim en sevdiğim öyküler ise; Melâhat Heykeli, Yani Usta, İki Kişiye Bir Hikâye, Rıza Milyon-er ve Yılan Uykusu öyküleri oldu. Bu öykülerden Yılan Uykusu adeta bir masal gibiydi. Anlamakta biraz da güçlük yaşadığımı söyleyebilirim. Ancak kesinlikle eğlenceli bir öyküydü.

Kitabın sonunda Fikret Ürgüp’ün Sait Faik Abasıyanık ile ilgili bir yazısına yer verilmiş. Bu kısımda yazar ile ilgili bazı bilgiler bulunuyor. Kitaptaki öyküleri yazdığı dönemde ne gibi düşünceleri olduğundan bahsediliyor. Sait Faik Abasıyanık’ın tüm öykülerinin yaşanmış olaylardan yola çıkarak oluşturulduğu da söylenmiş. Sanırım bu nedenle öyküleri okurken gerçekten de karakterlerin yanlarındaymış gibi hissettim. Yazarın anlatım dilini de göz ardı etmemek gerek elbette.

***

Beklersem gelmez ki… Beklemesem gelir mi? Umut vardır. Beklemediğim zaman umut vardır. (syf. 42)

Bugün, dedi, kafan karadaki gibi işliyor, korku yok! Doğrusu da bu. Böyle olmalı. Karadaki gibi işlemeli kafa denizde de. Hiçbir şeyin çaresi karada da yoktur. Bize çare, elimizin altında gibi gelir. Yalan! Boş! Dünya çaresiz dünyadır. (syf. 53)

“Önce kafasını gösterdi:
- Kafa dediğin eskir, ihtiyarlar, ölür bile insan ölmeden, dedi.
Sonra kalbini gösterdi:
- Eskimeyen, eksilmeyen şey buradadır.” (syf. 53)

Yazarsam gülünç mü olurum? Gülünç olmak da neymiş? İnsanoğlu gülünç olmak için doğmamışsa gülünç etmek için doğmuştur. İkisi bir kapıya çıkar. İkisi bir kapıya çıkmaz. Değiş tokuş edilecek şey bile değil. (syf. 96)

İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak. (syf. 116)

“Kiminle anlaştınız?” dedim. “Sizinle,” dedi. “Ne zaman?” dedim. Güldü. “Kuş bana anlattı,” dedi. Ferahlayıverdim. Kuş anlattıysa herhalde iyi şeyler anlatmıştır. Kuşlar kötü şey anlatır mı? (syf. 118)

***

Sait Faik Abasıyanık'ın Mahalle Kahvesi kitabı hakkındaki yazıya buradan ulaşabilirsiniz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder